18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi'nin 104. yıl dönümü programı Başiskele Kaymakamlık Meydanı’nda gerçekleşti.
 
Gerçekleşen tören, Başiskele Kaymakamı Atilla KANTAY, Başiskele Garnizon Komutanı Deniz Albay Ünal TOSUN, Başiskele Belediye Başkan Yardımcısı  Ömer SOYDAN ve Şehit Aileleri adına Hikmet KARAASLAN’ın Atatürk Büstüne çelenk sunumuyla başladı. İlçe Protokolü, Askeri Erkan, Kamu Kurum ve Kuruluşların Daire Müdürleri, STK üyeleri, şehit aileleri, gaziler ve vatandaşların katıldığı tören saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile devam etti.
 
Günün anlam ve önemini belirten bir konuşma Sağlık Asteğmen Ersan ŞİMŞEK tarafından yapıldı. 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi'nin 104. yıl dönümü programının ikinci bölümü Bahçecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin hazırlamış olduğu programla devam etti.
 
Bahçeçik MTAL tarih öğretmeni Sibel NALBANT, törende günün önemine ilişkin şu anlamlı konuşmayı yaptı:
        
        "Beklemiyorlardı hiç. Ummuyorlardı. Onlar, çıkarmanın çok kolay, başarılı ve savunmada karşılarında tir tir titreyen, kaçan Türk-Alman birliklerinin olacağını sanıyorlardı. Çünkü öyle hesaplamışlardı. Ama bilmiyorlardı Mehmetçiği, bilmiyorlardır Türk’ün vatan sevgisini… Bilmedikleri çok şey vardı ki Çanakkale savaşları öğretti onlara, anladılar. Peki, bizim Çanakkale savaşları ile ilgili bildiklerimiz neler?
Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından arttırarak devletine kazandırmak istediği ve parası peşin ödemiş iki savaş gemimize İngilizlerin göz göre göre el koyduğunu, tüm ültimatomlarımıza rağmen geri ödemediklerini ve bu gemileri daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale’ye yolladıklarını, İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden Seddül Bahir’i bombaladıklarını ve seksen altı şehit verdiğimizi, Çanakkale Savaşlarındaki en büyük askeri dehaların Mustafa Kemal ve Esat Paşa olduğunu, düşmanın her hamlesini doğru tahmin ettiklerini, yaptıkları kritik hamleler ve aldıkları cesur kararlarla savaşın seyrini değiştirdiklerini, gelişen olaylar neticesinde askerlerinin de yüksek güvenini ve hayranlıklarını, bir işaretleriyle emrindekilerin hiç düşünmeden ölüme koştuklarını, İngiliz ve Fransız kurmaylarının bu kadar zor şartlarda akıllıca sevk ve idare edebilmesini anlayamadıklarını, çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin bulunmadığı koya çıkan dört bin İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşlarının eski tip piyade tüfekleriyle on sekiz saat boyunca karşı koyduğunu, mermi israfı yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmediğini, düşmanın orada çakılı kaldığını, bir santimetre bile ilerleyemediklerini, takım komutanlarının üstlerine telsizlerden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makinalı tüfek birliğinin bulunduğunu bildirdiklerini, dışarıdaki kıyımı gören İngiliz askerlerinin çıkmak istemediklerini bunun üzerine komutanlarının onlara savaşın seyrini takip etmekle görevli bir İngiliz pırpır uçağının pilotunun kıyıdan elli metre kadar denizin kıpkırmızı kan ile dolduğunu gördüğünü, bunun hayatında gördüğü en korkunç şey olduğunu söylediğini, Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının hepsinin orada şehit olduğunu, bu çarpışma ve şahadetin belki de savaşı kurtardığını, bu bölgeye yetişmesi için zamanın kanla kazanıldığını, Gelibolu siper savaşlarının tarihin gördüğü en acıklı savaş olduğunu, on binlerce askerin savaştığı düşman askerini bir kere bile göremeden can verdiğini, İngilizlerin tokat üstüne tokat yedikçe Türk siperlerine kurşun ve bomba yağdırdıklarını, kol ve bacakların havada uçuştuğunu, yerin altının ve üstünün sürekli yer değiştirdiğini, her defasında “Tamam! Bu sefer canlı Türk bırakmadık!” diyerek saldırıya geçtiklerini, her defasında Allahtan başka sığınacak hiçbir şeyleri kalmamış Mehmetlerin kâbus gibi tekrar tekrar karşılarına çıktığını, savaş istatistiklerine göre bir metrekareye altı bin mermi düştüğünü, bu oranın dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu, havada iki merminin çarpışma ihtimalinin altı yüz milyonda bir olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale’de onlarca bulunduğunu, savaş gazilerinin “Cehennem diye bir yer vardır! Biz orayı gördük!” dediklerini, Galatasaray Lisesi öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak cepheye koştuklarını, on beş-on altı  yaşlarındaki bu fidanların hepsinin bir saldırıda İngiliz makinelisi ile bildiğini, olayı gören bir Türk askerinin ağzını yıllarca bıçak açmadığını ve ne zaman Çanakkale’den bahsedilse hüngür hüngür ağladığını, Darülfünun’un tüm son sınıf öğrencileri şehit olduğu için o sene hiç mezun vermediğini, Mustafa Kemal’in askerin morali bozulmasın diye bu olayın tek şahidine sus emri verdiğini, daha sonra Liman Paşa’ya parçalanan saatini hatıra olarak verdiğini ve Liman Paşa’nın çok heyecanlandığını, kendi altın köstekli cep saatini Mustafa Kemal’e hediye ettiğini, Çanakkale’de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce yaralı ile ilgilenmek zorunda kaldıklarını, ümitsiz vakalarla hiç ilgilenilmediğini ve kurtulma şansı olanlara öncelik verildiğini, bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, kurtulma şansı olmadığı için oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini biliyor muydunuz?”